Page 10 - Annonce 5
P. 10
melodiler ve solmuş karanfiller. Bir daha söyleyebilir misin kalbindeki hurdayı temizleyemeyecek olan o kız. Kendini
o şarkıları, göğsünü kabartıp? Yok, söylenmez. Martının kaybettiği şarkılar, içine kendi adını yazdığı dramatik
vapurdan atılan simitleri havada kapışı gibi hayat da kapar şiirler; kan akıtan kalp kırıklıkları ve ihanetler... Bir şey
sevgilileri, parçalar: ya ihanet ya da ölüm ile. hissetmek için, ne olursa olsun, yeter ki kalbi donmasın diye
hareketsizlikten, gece karanlığında hayaller kurardı Deniz.
Unutmaz asla Deniz, yüzüğünü takmayı her sabah evden Tekrardan aşık olmak ve bu hissizlik lanetinden kurtulmak
çıkarken. Adını bilmediği ama pahalı olduğunu bildiği, için içselleştirirdi şarkıları, onları yazanlarla birlikte ağlardı.
mavi bir taş. İlk gördüğünde aklına okyanusun derin, Leyla’ları tarafından bırakılanlar sonsuzdu, her biri Deniz’di
uçsuz bucaksız karanlığını aklına getiren yüzük, zaman ve Deniz de her biriydi. Tek acıları aşk mıydı yoksa daha
geçtikçe gökyüzüne ve de uzaya, ulaşamayacağı bir boşluğa derin bir boşluk mu vardı ruhlarında? Nasıl bilebilirlerdi
benzemeye başlamıştı. Şimdi ise fark ediyor, okyanusun ki, diye düşündü Deniz; nasıl bilebilirdim ki? Ruhları da
derinleri de en az uzayın boşluğu kadar ulaşılamazdı okunamaz artık, demişti bir keresinde. Leyla’nın gençlik
her zaman- romantize etmekten kaçamamıştı yalnızca. fotoğrafına bakarken, “Kalbi aşk ile dolmayanın ruhunun
Leyla ne çok sevmişti yüzüğü... Zaman zaman aklından var olmasının ne anlamı vardır?” diyor. Atmayan bir kalp ve
geçiyor Deniz’in, “Belki de benden bile daha fazla...”. Asla soğumuş bir ruh. Mahkumlar, kendi bedenlerinin içinde...
anlamayacak kimse, onları ve sevgilerini. En büyük kavgaları Kendini hikayelerin içinde boğan bu Deniz’lerin tek kurtuluş
buradan çıkıyordu, “Sen beni anlamıyorsun.”, “Ben seni yolları yeniden sevmek ise, yeniden bir hikâyeye girmeleri
anlamıyorum.”. Sonu gelecekti, bunun farkındaydı ikisi de. gerekmiyor mu? Onları hapseden şey aynı zamanda
Daha uzun hayatta kalmalarını ummuştu Deniz, yalnızca. kurtaracak mı onları? Ne kadar ironik!
Leyla’yı suçladığı yıllar yavaşça solup gidince ise anladı:
Belki de mavi taşın adını öğrenmeye çabalamalıydı. Şimdi Denizin kıyısında kağıttan gemileriyle oyun oynayan
ise o mavi yalnız bırakmıyordu Deniz’i. Ne sahilde, ne evde, çocukları gördü. Karar verdi o an, yeniden doğacaktı.
ne de hayallerde... Bitirmeliydi artık bu işkenceyi. Yeniden sevecekti, ısıtacaktı
içini ve kendi hikayesini yazacaktı. Kalbi kırılan ama ayağa
Martıların bağırışları ve rüzgarın genç kızların saçlarının kalkan genç aşık... Ama zaman gerekiyordu ve bunun
arasından geçerken çıkardığı huzurlu sesler ona eşlik farkındaydı Deniz. Ağlamakla geçen yılları bitecekti bir
ediyordu ilerlerken yolunda. Bu sesler tanıdıktı. Her şarkıda gün ve o da, o bile, yeniden sevecekti. Kendini ilk önce
duyuyor muydu yoksa? Her aşk şarkısı ve sonu gözyaşlarıyla ve zamanla diğer insanları da... Önemseyecekti yeniden,
biten romantik filmler, her seferinde duyuyordu iki gencin hissedecekti. Tavana dikilmiş boş bakışlar bitecekti bir gün,
şarkısını; genç kızın saçlarına aşık olan bir aptal ve onun için yalnızca hissetmek için hayal kurmayacaktı; sevincinden
hayal kurmayı durduramadığı için rüya görecekti artık.
Leyla’nın onu bıraktığı gibi, Deniz de eskimiş ve yaşlanmış
hislerinin diğer tarafa geçmelerine izin verecekti. Serbest
bırakacaktı acıları ve ölmüş aşıkları. Kendi kağıttan gemisini
de o bırakacaktı sinirli sulara, sakinleşecekti deniz ve Deniz,
usulca gidecekti gemi. İlerlemenin zamanı gelmişti de
geçiyordu. Atlatmanın ve serbest bırakmanın... Yeni bir
sayfa, yeni bir dalga...
Öykü Deni̇z Yaman
9