Page 9 - Annonce 5
P. 9
Deniz’in Leyla için yaşayanlar ise, Leyla’nındır. Leyla’nın figüranları,
Leyla’nın kalp kırıklıkları, Leyla’nın hataları ve Leyla’nın
Gemileri hayatının aşkları...
Herkesle merhabalaşıp sosyal görevini yerine getirdikten
sonra adeta koşar adımlarla oradan dışarıya yöneldi. Son
bir kez arkasına döndü yalnız, İlknur ve Leyla’yı görmek
Mumu “İyi ki doğdun!” nidalarıyla birlikte üfleyen küçük için. Ne kadar da benziyordu annesine, küçük kız. Babasına
İlknur’un atkuyruğu yapılmış sarı saçlarına taktığı mavi çekmediği için sevinmeli, diye geçirdi aklından. Leyla ona
kurdeleyi kestirebildi Deniz onca karmaşanın arasından. bakmadı bu sefer. Deniz ise yüzünü kapıya döndü. Sonbahar,
Uzakta kalmıştı herkesin toplandığı masa başına, yeni kızarmış yaprakları dökerken ağaçlardan, adımını attı.
gelmişti çünkü henüz partisine küçük kızın. İşten çıkar Paltosu uçmasın diye iyice sarındı ve arkasına bakmadan
çıkmaz atlamıştı kırmızı arabasına ve kişinin insanlığa yürüdü sahile doğru. Kapatması gereken bir his, bir kişi;
olan bütün nefretinin en saf haliyle kendini gösterdiği bulması gereken de bir cevap, bir çare...
akşam trafiğine girmişti. Ettiği küfürler kesinlikle bu
partiye yakışmazdı. Hemen kalabalığın içine daldı ve tam Doğrudan arabasına binip eve gitmeyi düşünüyordu ama
İlknur’u tebrik edecekken karşısına Leyla çıktı. Ah, Leyla... saatin hâlâ erken olduğunu fark edip sahilde yürümeye karar
“Hoşgeldin Deniz, nerede kaldın çok merak etmiştik!” dedi verdi. Deniz kenarına vardığında onu heyecanla karşılayan
gülümseyerek. Ne kadar görmezden gelmeye çalışsa da her kumrulara selam verdi.
seferinde olan oluyordu işte; bacakları tutamıyordu onu
ve göğüs kafesi, bir bateristin en sevdiği şarkıyı çalarkenki “Seni seviyorum.” ve “Ben de seni seviyorum.”, bankta
hırsıyla davullarına vurduğu gibi çarpıyordu. Ama yine de oturan iki gençten duyduğu sözler, onun nostaljik
görmezden geldi, en sağlıklısıydı. Dağılmış saçları ve çalıştığı hissetmesine sebep olmuştu; her ne kadar ikinci cümleyi
saatlerin izlerini bıraktığı suratındaki yorgunluk ile bile, son hiçbir zaman duyamamış olsa da. Ama önemli değildi, o aşk
bir defa, gülümseyiverdi Leyla’ya. “Kusura bakma ya, işten şarkılarını karşılık bulsun diye yazmıyordu. Elleri, kalbinin
çıktım ama trafik vardı. Bilirsin bu saatlerde nasıl oluyor ağrı dolu kıvranmalarıyla beraber titriyor olsaydı bile her
trafik.” diye başladı sözlerine ve anlamsızca konuşmaya aldığında eline kalemi; yalnız aşkından yazıyordu. Geri
devam etmekten onu alıkoyan, sevimli İlknur’un annesinin beklentisi olamazdı, sevmek fedakarlık demek değil miydi?
kucağına çıkması oldu. Leyla gülümsedi ve öptü kızını, “Bak Sev, yıpran, öp, ağla... Elinde kalan ise kalemin, hüzünlü
tatlım, kim gelmiş senin doğum gününü kutlamaya!”. İlknur,
bunun üzerine kocaman bir gülümseme takındı ve Deniz’in
kararmış göz altlarını umursamadan tam gözlerinin içine
bakarak: “Artık 7 yaşındayım!” diye bağırdı. Bunun üzerine
Deniz onu tebrik etti ve hediyesini eline verdi. Arada bir
bakışları Leyla’ya kayıyordu elbet, ancak senelerdir böyleydi
alışmıştı artık ikisi de. Garipsemiyorlardı, soğuk odalardaki
iç ısıtan bakışmaları. Umursamıyorlardı, kırık kalpleri için,
sargı bezleri ellerinde, onarmayı sabırsızlıkla bekleyen küçük
sevgi sözlerini. Biliyordu Deniz, Leyla’nın güzel bir hayatı
olduğunu ve son istediği şeydi bunu mahvetmekti. Onun
iyiliği için uzak duruyordu. Onun iyiliği için ağlıyor, içiyor,
çalışıyor ve susuyordu. Hayatı başkaları için yaşadığınız
o noktaya gelirseniz, yaşamazsınız da. Çünkü sizindir
hayatınız, öyle ki eğer merkezinde kendiniz oturuyorsanız;
8