Page 7 - Annonce 6
P. 7

Sığla ve Günebakan







        Çatırttt!  Sofya  bastığı  dalın  sesiyle  irkildi  ve   dönüyordu ki bir ses duydu.
        ileriden  bir  kuşun  havalandığını  gördü,  belli  ki
        o  da  sesten  korkmuştu.  Sonbaharda  ormana          Ormanda çok  ses olurdu  ama daha  önce  hiç
        gelmek  gibisi  yoktu  Sofya’ya  göre.  En  sevdiğ     kadın sesi işitmemişti ormanda. Sesler kuzularına
        mevsim  sonbahardı;  etrafta  çıkan  mantarlar         bağıran Nermin teyzenin sesi gibi boğuk değildi
        incelemeye,  böğürtlen  toplamaya  ve  düşen           aksine bir şarkıyı andırıyorlardı. İki farklı ses, sanki
        yaprakları seyretmeye doyamazdı. Ormanın çok           tartışıyorlardı.  Sofya  batan  güneşe  aldırmadan
        yakınında  oturması  onun  en  büyük  şansıydı,        seslerin geldiği tarafa doğru ilerledi. Artık sesler
        okuldan  gelince  çantasını  eve  bırakıp  koşarak     çok yakından geliyordu ve kesinlikle tartışıyorlardı.
        ormana giderdi her gün.                                Sofya bu seslerin sahiplerini çok merak etse de
                                                               hava artık epey kararmıştı ve daha fazla ilerlemek
        Sofya Köyceğiz’de yaşıyordu. Muğla’nın mütevazı        tehlikeli  olabilirdi  o  yüzden  merakını  da  yanına
        bir ilçesi, Sofya’nın cennetiydi orası. Doğduğu ve     alıp evin yolunu tuttu.
        büyüdüğü yer onu hep büyülemişti. İnanılmaz bir
        doğası vardı Köyceğiz’in. Nereye baksanız yaşam        Merakı  tüm  gece  perişan  etti  Sofya’yı.  Kimdi
        göreceğiniz,  renkleri  olan  bir  yerdi.  Şehirler  gibi   bu  kadınlar?  Ne  diye  ormanın  ortasında
        binaların rengini taşımazdı orası, renk değiştirirdi;   tartışıyorlardı? Ya kayıp oldularsa da Sofya onları
        ağaçlarının  yapraklarıyla  mevsimden  mevsime,        duyup  yardım  etmediyse?  Delirmek  üzereydi.
        kırlarında  açan  çiçekleriyle  aydan  aya...  Ufacık   Akşam evde kime anlattıysa da inandıramamıştı.
        binalarının gökyüzüne kendini gösterme fırsatını       “Yanlış  duymuşsundur”  demişti  annesi,  babası
        vermesiyle de saatler içinde değişirdi Köyceğiz’in     da “Olsa olsa Nermin’in kızlarından biridir başka
        renkleri.                                              kim  olacak”  diye  eklemişti.  Sofya    ısrar  edince
                                                               de  annesi  ve  babası  onun  ormanda  çok  fazla
        Yaşam  sadece  insana  ait  değildi  orada.  Gerek     dolaştığını,  biraz  arkadaşlarıyla  vakit  geçirmesi
        ormanda      gerekse     gölünde     çok   çeşitliydi   gerektiğini söylediler. Deli muamelesi görmesine
        barındırdığı  yaşam.  Köyceğiz’in  insana  huzur       rağmen Sofya ne duyduğunu biliyordu. Yarın bu
        veren  gölünde  su  kaplumbağaları,  türlü  balıklar   gizemi çözecekti.
        yaşardı.  Sofya’nın  evinin  yanıbaşındaki  sığla
        ormanıysa  sayamayacağı  kadar  çok  hayvana           Ertesi  gün  okula  giden  her  çocuğun  yapmakta
        özellikle onun en sevdiği hayvanlar olan kuşlara       ustalaştığı  hasta  taklidini  bir  oyuncu  inceliğiyle
        ev sahipliği yapıyordu. Köyceğiz’in güzelliği de bu    yaptı.
        işte  diye  düşünürdü,  doğa  evinden  sadece  bir     “Evet anne çok halsizim.”
        adım uzaktaydı.                                        “Tek başına kalabileceğinden emin misin? Teyzeni
                                                               arayabilirim.”
        O gün yine ormana yürüyüşe çıkmıştı. Korkuttuğu        “Zaten dinleneceğim, yormayalım teyzemi.”
        için havalanan kuşa bir daha baktı, sanki renkleri
        biraz  parlaktı  kuşun;  belki  de  ışık  yansımasıydı   Annesi ikna olunca babasıyla birlikte evden ayrıldı.
        sadece  ama  Sofya  meraklıydı,  koşmaya  başladı.     Sofya  da  macerası  için  hazırlanmaya  koyuldu.
        Kuş  hızlandıkça  Sofya  da  hızlandı.  Etrafındaki    Küçük bir sırt çantası aldı. Çantanın içine ihtiyaç
        ağaçlar  ve  çalılar  sıklaşırken  kuşu  görmek  epey   duyabileceği şeyleri doldurdu.
        zorlaştı.  Sofya  kuşu  gözden  yitirirken  etrafına
        bakındı, dev  sığla ağaçları onu yutmak istercesine    Beresini  taktı,  botlarını  giydi  ve  evden  çıktı.
        yükseliyordu.  Evden  biraz  uzaklaştığını  ve         Ormana  doğru  ilerlerken  dün  tam  olarak  ne
        güneşin  batmaya  başladığını  fark  eden  Sofya,      tarafa  gittiğini  hatırlamaya  çalışıyordu.  Minik
        kuşu  kaybetmiş  olmanın  hayal  kırıklığıyla  eve     bir  akarsuyun  üstünden  geçti  ve  birkaç  ağaç


       6
   2   3   4   5   6   7   8   9   10   11   12