Page 8 - Annonce 6
P. 8
kütüğünün üstünden atladı. Bir göletin başına Tabii prenses olduğumuz zamanlarda gösterilen
geldi, kuşu tam olarak burada gördüğünden saygıyı beklemem benim hatam ama en azından
emindi. isimlerimizi sorabilirdin.”
“Kardeşim eminim heyecandan ne diyeceğini
Bir gün önceki olayları kafasında canlandırarak şaşırmıştır. Belki de ilk o bize kendini tanıtmalı.
koşmaya başladı. Koşarken kızıl yapraklı sığla İsmin nedir?”
ağaçlarının giderek yükseldiğini fark etti, doğru “Sofya”
yöne gidiyordu. O sırada ormandan sesler “Sophia* ne kadar güzel bir isim, oldukça bilge bir
yükseldi, tartışan iki kadının sesleri. Başta kısık ruh olmalısın.” Leukothoe birkaç saniye durdu ve
olan sesler Sofya koştukça arttı. Klytie’ye dönerek: “Belki de tanrılar yolladı onu.
Bizi barıştırmak için gelmiş olabilir.“Tanrılar bizi
Sofya artık bir düzlükteydi ve sesler çok netti: unutmadı! Belki de Apollon yollamıştır onu!” diye
“Yani hepsi benim suçumdu öyle mi Klytie? “ bağırdı Klytie.
“Tabii ki senin suçundu Leukothoe! Bana ihanet
ettin!” Sofya gerçekten hiçbir şey anlamıyordu. Görünüşe
“Bu ihanetse senin yaptığını nasıl adlandıracağımı bakılırsa karşısında konuşabilen ve kraliyet
bilemiyorum.” ailesine mensup bir ağaç ve günebakan vardı ve
Sofya’nın, Yunan tanrılarından Apollon tarafından
Sofya düzlükte iki kadın görmeyi beklemişti ama yollanmış bilge bir ruh olduğunu düşünüyorlardı.
kimse yoktu. Bütün o sonbahar kızıllığının içinde En azından Sofya’nın anladığı buydu.
dikkat çeken; yeşil kalmış bir sığla ağacı ve çiçek “Bir dakika” dedi Sofya “Kafam çok karıştı. Yunan
açmış bir günebakandı sadece. tanrılarından Apollon’dan mı bahsediyorsunuz?”
“Tabii ki” diye cevapladı Klytie, ilk defa sakince
Sesler hararetle tartışırken Sofya bir cevap alma konuşarak. “O benim biriciğimdi. Tam mutlu
umuduyla seslendi: bir ömrün bizi beklediğini düşünürken ihanete
“Merhaba, kimse var mı?” uğradım. Aşkımız daha başlamadan bitti. Ve
“Bu da kim böyle? Buradayız yaklaş.” bu tamamen Leukothoe’nin suçuydu. İnsan öz
“Sizi duyuyorum ama göremiyorum.” kardeşine nasıl ihanet eder?” Klytie ağlamaya
“Görmüyor musun? Karşındayız ya!” başladı ve günebakanın tohumları etrafa saçıldı.
“Nazik ol Klytie”
Sofya korkusunu bir kenara atmıştı artık bu iki
Sofya anlamıyordu karşısında sadece mevsimi kardeşin başına neler geldiğini ve neden bu halde
olmamasına rağmen açmış bir günebakan ve aynı olduklarını çok merak ediyordu. Klytie tohumlarını
şekilde yaprakları kızıllaşmamış bir sığla vardı. saçarak ağladığı için Leukothoe, Sofya’ya döndü:
Sofya tekrar seslendi: “Sana bu hikayeyi baştan anlatmak en doğrusu
“Neye benziyorsunuz?” olacaktır. Madem buradasın her şeyi bilmeyi hak
“Tam karşındayız” dedi Leukothoe nazikçe. “Yeşil ediyorsun.”
yapraklarım var ve oldukça uzunum.”
“Benim göz alıcı sarı rengimi fark etmemiş Sofya hala oldukça şaşkındı ama başını tamam
olamazsın.” dedi Klytie. Sofya olayı anlamaya anlamında salladı. Klytie derin nefesler alırken
başlarken yüzünün rengi attı. Konuşanlar sığla Leukothoe anlatmaya başladı:
ağacı ve günebakandı, Sofya bunun normal “Bundan yüzyıllar önceydi ben ve kız kardeşim
olmadığına oldukça emindi. Ne olduğunu Klytie türlü zenginliklerin sahibi prenseslerdik.
öğrenmeye çalışırken titriyordu. Annemiz ve babamızın bir oğlu yoktu bu yüzden
“A-ama b-bu nasıl olabilir? S-s-siz bitkisiniz.” hep el üstünde tutulduk. En güzel kumaşlarla
“Duydun mu Leukothoe? Bitki. Bizimle tanışma giydirilirdik, en yumuşak kaz tüylerinden yataklarda
zahmetine bile girmemen ne kadar hoş (!). 7